X

Anti-Emperyalist olursanız birileri hedef yapar

ABONE OL
Ocak 14, 2022 23:10
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Odatv Genel Yayın Yönetmeni Barış Pehlivan ile gazeteci Hülya Kılınç, daha önce İYİ Parti Milletvekili Ümit Özdağ tarafından açıklanan MİT mensubu şehidimizin cenaze törenine ilişkin yayımlanan haber gerekçesiyle tutuklandı. Aynı soruşturma kapsamında Odatv Haber Müdürü ve Cumhuriyet gazetesi yazarı Barış Terkoğlu da tutuklandı.

Odatv, şehit MİT mensubunun kimliğini ifşa etmedi.

Odatv haberinden bir hafta önce, TBMM’de basın toplantısında; şehidimizin adı-soyadı, görevi, nasıl şehit olduğu açıkça söylendi, yazıldı.

Buna rağmen, algı operasyonu yürütüldü.

Gazeteciler de bugünkü yazılarında meslektaşlarının tutuklanmalarına itiraz etti.

“HABER ALMA HAKLARI ELLERİNDEN ALINANLAR…”

Evrensel gazetesi yazarı Fatih Polat, bugünkü yazısında gazetecilere yönelik tutuklamaları ve baskıları anlatarak Odatv operasyonuna şöyle değindi:

“Libya’da yaşamını yitiren MİT mensubu haberi gerekçe gösterilerek ODATV’nin önce Haber Müdürü Barış Terkoğlu ile Gazeteci Hülya Kılınç’ın tutuklanmalarının ardından ODATV Genel Yayın Yönetmeni Barış Pehlivan’ın tutuklanması zinciri içinde sulh ceza hakimliği tarafından serbest bırakılan Yeni Yaşam Gazetesi Yayın Yönetmeni Ferhat Çelik, Yazı İşleri Müdürü Aydın Keser ve Yeniçağ Gazetesi Yazarı Murat Ağırel, haklarında çıkarılan yeni yakalama kararı sonrasında tutuklandılar.”

Fatih Polat, yazısını şöyle sonlandırdı:

“Bu sektörün mağdurları, sadece hapsedilenler de değil. İradeleri gasbedilenler, haber alma hakları ellerinden alınanlar, henüz dışarıda da olsalar, bu sektörün kurbanı durumundalar. Kendi bekası için tehdit gördüklerinin üzerine beton dökmeye hevesli bu yapı ile ‘Böyle bir şey olabilir mi?’ diyerek mücadele edilemeyeceğini hatırlatmaya gerek var mı?”

“DOĞMUŞ OLMAK DIŞINDA ATFEDİLECEĞİNİZ BİR SUÇ YOK HENÜZ ONLARA”

Yeniçağ gazetesi yazarı Selcan Taşçı Hamşioğlu, tutuklu gazetecilerin çocuklarını hatırlatarak şunları yazdı:

“Devleti yaşatmak için yaşatılması gerekenler” diye bir liste var mı yok mu bilemiyorum. Ama, defaatle karşı karşıya kaldıkları muameleye bakınca, ne “millet”ten, ne “vatandaş”tan, ne de “insan”dan sayılmadığı aşikar Barışlar’ın yahut Murat’ın hayatı dahil değil gibi görünüyor; bu “devleti yaşatmak için yaşatılması gereken insan”ların hayatlarına!

Onların uğradığı “haksızlık”lık gölge etmiyor demek ki devletin “hak” ayağına, hukuksuzluk zarar vermiyor “hukuk” ayağına, adaletsizlik darbe vurmuyor “adalet” ayağına; bazı vatandaşlarına haksızlık, hukuksuzluk, adaletsizliği reva görerek de yükselebiliyor demek ki sistem pekala hak-hukuk-adalet sacayağına basa basa!

En az bir Rönesans tablosu kadar(!) sürreal; imkansız gibi, olacak iş değil gibi ama işte var!

Peki ya Barış Terkoğlu’nun 6 yaşındaki oğlu Ali Derya?

Ya, Barış Pehlivan’ın 2 yaşındaki kızı Arya?

Ya, Murat Ağırel’in 8 yaşındaki kızı Ada?

Doğmuş olmak dışında atfedileceğiniz bir suç yok henüz onlara; onlar dahil mi devleti yaşatmak için yaşatılması gereken insanlara?

Dahillerse niye sakatlıyor, topallaştırıyorsunuz “devlet”i onlarda açtığınız yaralarla?

“ANTİ-EMPERYALİST OLDUĞUNUZDA ‘BİRİLERİ’ SİZİ HEDEF YAPAR”

Sözcü gazetesi yazarı Aytunç Erkin, Barış Terkoğlu ve Barış Pehlivan’ın FETÖ mücadelesini hatırlatıp şunları yazdı:

“Arkadaşlarım…

Barış Terkoğlu ve Barış Pehlivan… Silivri Cezaevi’nden gelen mesaj:

“O gün görüşmek üzere…”

En karanlık dönemlerde Gladio’nun Türkiye ayağına, Fetullahçı Terör Örgütü’ne karşı dimdik durdular!

Sadece Fetullah’a değil…

Arşive bakın…

24 Temmuz 2015’te PKK terör örgütünün açtığı hendeklerle mücadele eden TSK’nın yanındaydılar… Çünkü… Amerika’nın, emperyalizmin bu terör örgütünü desteklediğini biliyorlardı!

Siz bakmayın yazılanlara…

Arşive bakın…

24 Ağustos 2016’da Suriye’de başlatılan Fırat Kalkanı’nda, 2018’deki Zeytin Dalı’nda ve 9 Ekim 2019’daki Barış Pınarı’nda da aynı tavırla, ‘terör koridoruna’ karşı Türkiye cephesinde yer aldılar… ‘Cihangir solcularına’, ‘liberallere’ karşı idelojiyle durdular!

Bakmayın algı operasyonuna…

Arşive bakın…

Anti-emperyalist olduğunuzda ‘birileri’ sizi hedef yapar!

Barışlar tutuklandığında adliyeden ayrılmayan CHP İstanbul Milletvekili Yüksel Mansur Kılınç, Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunan Odatv Haber Müdürü Barış Terkoğlu ve muhabir Hülya Kılınç ile görüştü.

Peki o görüşmede ne yaşandı?

BARIŞ TERKOĞLU’NUN MESAJI: “Sevgili dostlar; Bu bir hürriyet mücadelesi. Özgürlük için verilen çaba, önüne çıkan duvarları tarihin her döneminde olduğu gibi aşacak. O gün görüşmek üzere…”

Yaklaşık bir saat süren açık görüşte önce Barış Terkoğlu ile görüşen CHP Milletvekili Yüksel Kılınç, “Barış Terkoğlu’nun morali çok iyi. Üç kişilik bir koğuşta yalnız başına kalıyor. Spor yapabiliyor. Henüz gazete ve televizyonları takip edemiyor. Ama kitapları var. Kitap okuyor” dedi.

Görüşmede, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü nedeniyle Odatv’ye yaptığı ziyaretin de gündeme geldiğini belirten Kılınç şöyle devam etti: “9 Ocak günü Odatv bürosunda Barış ile görüşmüştük. Bu görüşmeden tam iki ay sonra bu sefer 9 Mart günü Silivri cezaevinde görüştük. Bu durumu da esprili bir şekilde konuşmuş olduk. Gazeteciliği ve yazarlığı buradan devam ettirecek. Farklı siyasal kesimlerden gelen desteklerden dolayı mutlu olmuş. ”

DOĞRUDAN HEDEF!

Kılınç görüşme ile ilgili sözlerini şöyle sürdürdü: “Barış Pehlivan, bu tutuklamayı yaptıkları haberin bir sonucu olarak görmüyor. Biz, bir şeyi ifşa etme çabasında içinde olmadık. Şehidimizin mezarlık fotoğrafları dışındaki fotoğrafların zaten daha önce yayınlandığını hatırlattı. Doğrudan Odatv’yi hedefleyen bir operasyon olduğunu, bu nedenle gözaltına alınacağını ve tutuklanacağını önceden sezdiğini anlattı.”

CHP’li Kılınç, gazeteci Barış Terkoğlu’nun dostlarına iletmesini istediği mesajı da açıkladı. Okuyalım:

“Sevgili Dostlar… Bu hürriyet mücadelesi. Özgürlük için verilen çaba, önüne çıkan duvarları tarihin her döneminde olduğu gibi aşacak. O gün görüşmek üzere.”

CHP İstanbul Milletvekili Yüksel Mansur Kılınç, Barış Terkoğlu’ndan sonra cezaevinde bulunan Hülya Kılınç ile görüştü. Soyadı benzerliği nedeniyle akraba olup olmadıkları sorusuyla karşılaştığını ifade eden Yüksel Kılınç, “Hülya Kılınç’ın 17 yaşında oğlu var. En çok onun için üzülmüş” dedi. Hülya Kılınç’ın, “Muhtar, ve kaymakam, şehidimiz var diye bilgilendirme yaptılar. Protokolü cenazeye davet ettiler”dediğini anlatan CHP’li Kılınç, muhabirin bir gizli bilgiyi ifşa ettiğin düşünmediğini anlattı.

BARIŞ’A VURAN EL!

Cumhuriyet gazetesi yazarı Tuncay Mollaveisoğlu yazısında Barış Pehlivan’ın ceza infaz memuru tarafından kötü muameleye maruz kalmasına şöyle tepki gösterdi:

O gardiyan, memleketi saran kötülüğün fotoğrafıdır…

Hukuksuzluğun, cinnetin ve cehaletin…

Gazeteci Barış Pehlivan, cezaevine girerken sırtı yumruklandı.

Barış’ı korumakla görevli devletin memuru onu darp ediyorsa, bu saldırı geçiştirilemez, yok sayılamaz…

Libya’da şehit olan MİT görevlisi ile ilgili haberler nedeni ile tutuklu sayısı 6’ya yükseldi. OdaTV Haber Müdürü ve Cumhuriyet gazetesi yazarı Barış Terkoğlu ile muhabir Hülya Kılınç’ı tutukladılar önce.

Ardından OdaTV Genel Yayın Yönetmeni Barış Pehlivan’ı, Yeni Yaşam Haber Gazetesi’nden Ferhat Çelik ve Aydın Keser’i… Ve yakından tanıdığım gazeteci kardeşim Yeniçağ yazarı Murat Ağıreli…

Deneyimli hukuk insanları ile konuşuyorum; “Tutuklanmaları için hiçbir sebep yok” diyorlar.

Peki, neden tutuklandılar?

Başta muhalefet partileri olmak üzere demokrasiye ve hukuka inanan sivil toplum kuruluşları, iş insanları, meslek örgütleri bu soruyu, arkadaşlarımızın tutuklu kaldığı her gün sormalıdır.

En korkunç şey alışmaktır… Hukuksuzluğu, zulmü içselleştirmektir…

Barış’ların, Murat’ların ailelerinden, çocuklarından ayrı geçirdikleri her gün ortaçağ karanlığının günleridir.

“Bu iktidardan ne beklenir ki?” diyerek yaşanan adaletsizliği kabullenmeyin…

FETÖ’nün yargıyı emrine bağladığı ve kumpas davalarından her gün birilerinin içeri atıldığı dönemi hatırladım; vatandaş; “Onlar neden içerde?” diye sormak yerine “Siz neden dışardasınız?” diyordu tutuklanmayanlara!

Bir toplumu zulme alıştırmak böyledir… Korkuya hapsetmek, kabuğuna sindirmek…

Hem içeride hem de dışarıda itilip örselenen, morali bozulan, yoksulluktan canına kıyanların olduğu bir toplumda geleceğe dair sadece umutlar vardır…

Umudu koruyan, yeşerten adalete inançtır…

Adaleti çölleştirmeyin!

Barış Pehlivan’ın sırtını yumruklayan gardiyan!

Yoksulluk sınırının altında çalışıp, gelecek endişesi taşıyan sen ve senin gibi milyonlar için yazıyor, yargılanıyor, hapis yatıyor gazeteciler…

BARIŞ TERKOĞLU KİMDİR? VE O KİMDİR?

Cumhuriyet gazetesi yazarı Mine Söğüt ise yazısında Barış Terkoğlu’nu şöyle anlattı:

5N1K, bir problem çözerken ya da bilgi toplarken doğruya ulaşmak için verilecek cevapları temel alacağınız soruları formüle eder.

Ve sadece gazeteciler değil polisler, hukukçular, araştırmacılar da bir meselenin aslını öğrenmek istediklerinde bu soru şablonuna başvururlar.

Tabii ki gerçekten gerçeğin peşindeyseler.

Çünkü gerçek hikâyeye ancak sorgulayıcı ve objektif aklın peşine düşülerek ulaşılabilir.

Örneğin Barış Terkoğlu özelinde, genele de uyarlanabilecek soruları sıralayalım.

Önce “Ne” diye soralım.

Mesela bu olan biten nedir?

Demokrasi midir? Adalet midir? Korku mudur? Tehdit midir?

Barış Terkoğlu kimsenin görmediği neyi görmüş, kimsenin söylemediği neyi söylemiştir?

Asıl tutuklanma sebebi nedir?

Bu gazeteci, bugüne kadar neyi araştırmış, ne yazmıştır? Onun yazdıklarına iktidar daha önce ne tepki vermiştir? Okur ne tepki vermiştir?

Sonra “Ne zaman” diye soralım.

İlk ne zaman tanıdık biz onu? Ne zaman yazdı o haberleri, o kitapları?

Ne zaman anladık o kitaplarda, o haberlerde yazılanların doğru olduğunu?

İlk ne zaman yargılandı? İlk zaman aklandı? Ve tekrar ne zaman yargılanıyor? Ne zaman tekrar aklanır?

Anca ne zaman bu suçlamalardan da kurtulur?

Ve en önemli soru, “Neden?”.

Neden yazıyor Barış Terkoğlu?

Neden gazetecilik yapıyor? Neden tutuklanıyor? Neden yargılanıyor?

Neden meslektaşları onun yanında? Neden okur ona güveniyor? Ve neden iktidar ondan böylesine nefret ediyor?

Sonra bir de “Nerede” sorusu var.

Tüm bunlar nerede, tam nerede olup bitiyor?

Tarihin neresinde? Coğrafyanın neresinde? Aklın neresinde? Vicdanın neresinde? Adaletin neresinde?

Ve “N” ile başlayan son soru;

Nasıl oluyor da hukuk iktidarın hizmetine girebiliyor? Nasıl oluyor da iktidar dilediğini, dilediği gibi ve dilediği kadar hapiste tutuyor? Nasıl oluyor da hukuk insanlığa değil despotluğa hizmet edebiliyor. Hem de defalarca?

Ve “Kim?” diyelim.

Barış Terkoğlu kimdir?

Ya da birlikte çalıştığı ve hapse atıldığı gazeteci Barış Pehlivan kimdir? Hapisteki diğer rehin gazeteciler, siyasetçiler, sivil toplumcular, öğrenciler, sanatçılar kimdir?

Okuru kimdir? Ona güvenenler, yazdıklarının doğru olduğunu düşünenler, onu iyi bir gazeteci olarak bilenler kimdir?

Biz kimiz?

Bu ülkede adaletten ve özgürlükten yana olanlar ama susanlar, konuşmaya, sokağa çıkmaya, itiraz etmeye, direnmeye korkutulanlar? Başkalarının başlarına geleni sanki çok yakında kendi başlarına da gelmeyecekmiş gibi seyredenler? Güvenli bir alan hâlâ var zannedenler?

Ve o kim?

Barış’ın ve diğerlerinin içeride olmasına yol açan sistemi kuran…

Savaşlara, iç karışıklıklara, felaketlere kapı açan…

Dindarı dinsize, cahili eğitimliye, erkeği kadına, yandaşı muhalife düşman etmekte beis görmeyen…

Din işlerini devlet işlerine alet ede ede ülkeyi bu hale getiren…

Ve kendi ülkesinin anayasasındaki tarafsızlık ilkesini resmen çiğnemek suretiyle partili bir başkan olmayı sürdüren…

O kim?

“TOPLUMSAL BARIŞA VE HUZURA KATKI YAPMAYACAKTIR”

Aydınlık gazetesi yazarı Ufuk Söylemez, yazısında “Hatanın neresinden dönülürse kardır” diyerek tutuklu gazetecilerin serbest bırakılmasını istedi:

Bu gidişat karşısında, bir avuç kerameti kendinden menkul, danışman-SETA’cı ve Pelikancılar gibi, uzmanlığı, deneyimi, entelektüel ve bürokratik kapasiteleri tartışmalı, kişi ve grupların ve “yes men” niteliğindeki şahısların ve de çok kanallı ama tek sesli hale getirilen yandaş medyanın akla ziyan yayınlarıyla ve telkinleriyle, çevrelenmiş ve etki altına alınarak, yönlendirilmek istenen bir iktidarın yapacağı üç şey var.

İlki, toplumsal uzlaşma ve milli mutabakatı sağlamak, büyük ve cesur bir demokrasi reformunun adımlarını atmak. İkincisi, bu güven bunalımı ve toplumsal depresyon ile kutuplaşmayı ve gerilimi rahatlatacak bir erken seçim kararı alınması.

Üçüncüsü ise, giderek sertleşen, despot-baskıcı ve anti-demokratik iş ve işlemlere kalkışılması. Görünen o ki, iktidar üçüncü yolu tercih edecek gibi.

Öyle olmasaydı, ülkemizde rahmetli Uğur Mumcu’dan sonra bu ekolün en seçkin ve başarılı isimlerinden olan, milyonlarca okuyucu ve izleyiciye sahip, yeni kuşak araştırmacı ve soruşturmacı gazeteciler, Barış Terkoğlu, Barış Pehlivan ve Murat Ağırel’in, sabaha karşı evlerine baskın yapılarak, hukuken çok tartışmalı gerekçelerle tutuklanmalarına kalkışılmazdı.

Ülkemizin milli güvenliği nedeniyle MİT görevlilerinin isimlerinin ifşa edilmemesi, kuşkusuz ki çok önemli ve gereklidir. Buna aklı başında kimse itiraz etmez, edemez, etmemelidir de.

Ama Libya’da şehit olan MİT görevlilerimizden, Cumhurbaşkanı’nın konuşmalarından, köyün muhtarının sosyal medya hesabına kadar bir şekilde bahsedilmesi, TBMM’de Milletvekili Sn. Ümit Özdağ tarafından da ayrıca kamuoyuna duyurulması sonucunda, topluma açıklanmış olan bilgileri, üstelik soyadlarını kodlayarak haber yaptılar diye bu gazetecilerin tutuklanmaları son derecede sorunludur.

Soruşturma veya dava açılsa bile, kaçma şüphesi olmayan, saygın ve tanınmış gazeteci-yazarların evlerine geçmişteki FETÖ’cü baskınları anımsatır biçimde, sanki azılı katil-teröristlere yapılan muamelenin yapılması, toplumda şaşkınlık ve tepki ile karşılanmıştır.

Hele ilgili habere erişim yasağı getirilmesi yerine her gün bir milyon kişiyi aşkın-tekil ziyaretçinin giriş yaptığı ve okuduğu ODATV’nin, tümden erişime kapatılması, amacın “üzüm yemek değil, bağcı dövmek” olduğu yönündeki iddiaları daha da pekiştiriyor ne yazık ki.

Bir polis devletine dönüşülmemelidir. Kanun devletine de. Çünkü esas olan, kanunların ve uygulamaların hukuk ve vicdana uygun olmasıdır. Onun için kuvvetler ayrılığı, bağımsız ve tarafsız yargı diye yazıyor ve konuşuyor insanlar.

Barış Terkoğlu, Barış Pehlivan ve Murat Ağırel’e reva görülen muamele, toplumsal barışa ve huzura katkı yapmayacaktır. ODATV’nin tümden kapatılması, basın ve ifade özgürlüğüne indirilen büyük bir darbe olarak algılanacaktır iç ve dış kamuoyunda.

Bu olay, en önemlisi, iktidarın ardı ardına yaşadığı ekonomik ve diplomatik başarısızlıklar ve ekonomik çöküş tablosu karşısında, çaresiz kalarak, toplumu sindirmeye ve korkutmaya çalıştığı, baskıcı ve anti demokratik yöntemlere başvurduğu yolundaki iddiaları da haklı çıkaracaktır.

Toplumsal gerilim, huzursuzluk ve memnuniyetsizliği böyle bastırmaya çalışmak, giderek faşizmin yöntemlerine başvurmaya kalkışmak, hiçbir iktidara ve topluma hayır, uzlaşma ve barış getirmemiştir.

Yol yakınken bu hatadan dönülmelidir. Yargısız infaz görüntüleri ve hukukun siyasallaştırıldığı yolundaki algılar, iktidarı bugünden çok ilk seçimlerde halkın karşısında çok daha sıkıntılı bir duruma sürükleyebilir.

Tutuklu, namuslu ve başarılı, cumhuriyetçi ve yurtsever gazeteciler, hukuk içinde ve adil davranılarak, tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılırlarsa, yukarıda bahsettiğimiz sakıncaların bir nebze de olsa giderilebilme ihtimali doğar.

Hatanın neresinden dönülürse kardır.

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.